
Bu yazıda 8 Mart için küçük bir “biz dili” manifestosuna başlıyoruz: Türkiye’de kadınların kadınlara yazdığı güzellik, stil ve yaşam yazılarında dayanışma nasıl kuruluyor? SüslüTrendler derleminden yola çıkarak; kombin, makyaj, iyi oluş, takviye ve kariyer gibi sık tekrarlanan temaları; “biz” diye başlayan cümlelerin sıcaklığını ve bazen de taşıdığı beklentileri birlikte okuyacağız. Ruj burada sadece renk değil, bir cümle; blazer sadece parça değil, bir duruş: hem zarif hem net, hem şefkatli hem güçlü. Verinin gösterdiklerini hikâyeye, hikâyenin bıraktıklarını da birbirimize çevirelim, güzel verisetimizin üstünden gidelim.
Ruj sürmeden önce, çoğu sabah bir cümle kuruyoruz. Kimi zaman aynaya dönük, kimi zaman kalabalığa; kimi zaman sadece kendimize, kimi zaman başka bir kadına. “Bugün kendim için.” “Bugün işim var.” “Bugün hiç hâlim yok ama yine de çıkacağım.” Bu cümlelerin bazıları fısıltı gibi; bazıları net ve yüksek. Ve nedense en güçlü olanları çoğu zaman tekil değil: “Ben” diye başlamıyor, “Biz” diye başlıyor.
Bu yazımda, ben bu “biz”in peşine düştüm. Çünkü Türkiye’de kadınların kadınlara yazdığı güzellik–stil metinlerinde, yüzeyde parıltı var: ruj tonları, blazer kalıpları, kombin önerileri, “şunu yap” listeleri. Ama metnin alt katmanında başka bir şey daha akıyor: birbirimize tutunma biçimlerimiz. Bir gün “kendine güvenen kadın” diye çağıran, başka bir gün “yorgunsan yavaşla” diye izin veren; bazen cesareti büyüten, bazen de fark etmeden ölçü koyan bir dil.
Bu yazı bir değerlendirme yazısı değil; bir 8 Mart etiketi de değil. Daha çok, yıllardır gözümüzün önünde duran gündelik cümlelere yakından bakma denemesi. “Şehirli kadın” dediğimizde kimi hayal ediyoruz? “Güçlü kadın” derken yükü kime bırakıyoruz? Ve en önemlisi: birbirimize konuşurken, dayanışmayı sadece sloganlarda mı kuruyoruz, yoksa küçük kelime seçimlerinde de mi?
Ruj, blazer ve cesaret… Üçü de gündelik, üçü de sembol. Ruj, kendine dönük bir şefkat anı olabiliyor; bazen de “hazır ol” diye dayatılan bir tempo. Blazer, toplantı odasında “ciddiye alın” deme biçimi; bazen de sadece sevdiğin bir kesim, omuzlarında iyi duran bir hat. Cesaret ise aralarından en sessizi: çoğu zaman gözle görünmüyor, ama her cümlede iz bırakıyor—özellikle “biz” dediğimiz yerde.
Bir araştırmacı olarak metinleri okumayı severim, işleyeceğim her metne önce kendi gözlerimle bakarım; ama bu sefer okumak, ölçmekten çok anlamak için. Bu blogta SüslüTrendler’de biriken yazılardan küçük izler toplayıp, onları bir hikâyeye çevireceğim: en sık dönen temalar, en çok tekrar eden kelimeler, ve bazı kalıpların nasıl hem güç verdiğini hem sınır çizdiğini… Sonunda amaç tek bir sonuç çıkarmak değil; daha kapsayıcı, daha nazik, daha dayanışmacı bir “biz”e yaklaşmak.

Hazırsak, önce bir cümleyi seçelim: Bugün “biz” ne demek? Bugün “biz”, birbirimize nasıl iyi gelir? Ve bugün, rujun altında hangi kelimeyi büyütmek isteriz?
Veriseti
Bugün kullandığımız veriseti SüslüTrendler, ÖzenliDerlem içinde yer alan, moda–stil–yaşam eksenindeki alt derlem. İçeriği; çevrimiçi dergilerden, blog yazılarından ve benzeri dijital kaynaklardan derlenen metinlerden oluşuyor. Adından da anlaşılacağı gibi, kaynaklar rastgele toplanmış değil: seçkiden geçerek, metin kalitesine göre özenle derlenmiş bir koleksiyon.
Derlem toplamda 8.993 yazı içeriyor; yaklaşık 3 milyon sözcük ve ~32 MB büyüklüğe ulaşıyor. Buradaki “yazı”yı, pratikte birer makale / içerik metni gibi düşünebilirsiniz.
Metinlerin tonu ve dünyası hemen tanıdık gelecektir. Örneğin:
Sevilen oyuncu Serenay Sarıkaya ile gerçekleştirdiğimiz moda çekiminde, zamansız şıklığı ve ışıltıyı bir araya getirdik. 2024'ü #MagnificentWonders kampanyasıyla mucizeler ve harikalar diyarında karşılayan Bulgari'nin çok özel mücevherlerini sezonun heykelimsi formlarıyla buluşturduk ve Serenay'ın varlığını senenin yıldızı siyah-beyaz dengesiyle ikonikleştirmek istedik. Aralık sayımızda ayrıca, TikTok'un makyaj devrimi, sekiz şık Fransız moda markasının başarı dolu hikayeleri, Teknoloji ve Gelecek Danışmanı Elif Çetin'den, sektörlerden kişisel görüşlere, sizi şaşırtacak detaylarla 2024 beklentilerini bulabilirsiniz..
.......
Verisetimizi tanidigimiza gore artik ilk konumuza gecebiliriz, “biz”li dil nerede basliyor, nerede bitiyor?
“Biz” Nerede Başlıyor? (Özne, Zamir ve Kişi Ekleriyle Küçük Bir Harita)
Biz dilinin kullanımını anlamak icin verisetinde gecen tüm kişi zamirlerini topladım ve saydım. “Biz”in kac kez gectiğini bulmak icin bir spaCy Türkçe paketinden yararlandım, bulmak istediğim zamirleri de ifade eşleştiricisi Matcher’la topladım. Daha önce spaCy kodu veya Matcher kodu yapmadıysanız korkmayın:), kod şu şekilde:
import spacy
from spacy.matcher import Matcher
nlp = spacy.load("tr_core_news_trf")
matcher = Matcher(nlp.vocab)
# "biz" zamiri: lemma=biz ve kişisel zamir olduğuna dair tag ipucu (varsa)
pattern_biz = [
{
"LEMMA": "biz",
"TAG": "Pers",
}
]
matcher.add("BIZ_PRON", [pattern_biz])
text = "Biz bugün bize iyi gelecek şeyi seçiyoruz. Bizim için küçük bir adım."
doc = nlp(text)
for match_id, start, end in matcher(doc):
span = doc[start:end]
print(nlp.vocab.strings[match_id], span.text, span.lemma_)
Bu örnekte kökü “biz” olan bütün kişi zamirlerini topladım. Matcher’a verdiğim eşleşme desenindeki LEMMA:biz, kökü biz olan tüm sözcükler demektir, TAG:pers yaparsanız bu sozcüklerden kiii zamiri olanlar seçilir. “Biz” için ikincisinin pek bir anlamı yoktur, bu sözcük sadece kişi zamiri olarak kullanılır ama bu deseni “o” ve “onlar” için kullanırsanız işler değişir, malum bu iki sözcük hem gösterme zamiri hem de kişi zamiri olarak kullanılır, unutmayın biz kişi zamirlerini arıyoruz. Zamir diyince akla bir de “kendi” gelebilir ama “kendi kişilerden bahsetse de teknik olarak bir kişi zamiri değildir, dönüşlü zamirdir. spaCy Türkçe paketinde TAG:Reflex (reflexive pronoun) olarak aramanız gerekir. Gene olarak Türkçe de dahil nerdeyse her dilde zamirler kapalı bir gruptur, sadece belirli sözcükler zamir olarak kullanılabilir.
“Biz” (ve de diğer kişi zamirleri) özne olduğu zaman açıkça yazılmaz (bu durumu ortaokulda gizli özne olarak görmüşsünüzdür), bu durumda da kişileri saymak icin cümlenin fiilinin çekimine bakarız, (yine ortaokulda öğrendiğiniz şekilde) birinci/ikinci/üçüncü ve tekil/coğul kişileri çekimlemek fiil kişi ekleriyle olur : gidiyorum, gidiyoruz, gidiyorsun .. Bu şekilde de cümledeki tüm fiilleri toplayıp sonra da kişi eklerine bakmamız gerekiyor. Hemen ufak bir örnek yapalım:
>>> sentence = "Biz de gidiyoruz"
>>> doc=nlp(sentence)
>>> for ent in doc:
print(ent, ent.pos_, ent.tag_, ent.morph)
Biz PRON Pers Case=Nom|Number=Plur|Person=1
de CCONJ Conj
gidiyoruz VERB Verb Aspect=Prog|Number=Plur|Person=1|Polarity=Pos|Tense=Pres
Yukarıdaki ufak örneğe baktığımızda fiili VERB göreviyle tanıyabiliriz, biçimbilimsel özelliklerine bakarsak da 2. ve 3. yerlerde Number=Plur|Person=1 görürüz, takdir edersiniz ki bu da çoğul birinci kişidir. Bir önceki kodda olduğu gibi Matcher’la fiilleri topladım, sonra da kişi eklerine baktım ve hepsini saydım.
Haydi o zaman sayılara geçiyoruz. İşte sayıların grafiği:
Sol tarafa bakarsak, metnin anlatıcı konumunun “ben” merkezli bir günlükten çok kolektif ve okur-odaklı bir sese kaydığını gösteriyor: “biz” en yüksek etiket olarak öne çıkarken “siz” ve “ben” ikinci bir katman oluşturuyor. Bu kombinasyon genelde “birlikte yapıyoruz / birlikte düşünüyoruz” çerçevesi (biz) ile “okura rehberlik eden” hitap (siz) arasında gidip gelen bir üsluba işaret eder; buna karşılık “sen”in belirgin biçimde düşük kalması, samimi tekil muhatap yerine daha genel-kitleye dönük, mesafeli-nazik bir adresleme tercih edildiğini düşündürüyor. “Onlar”ın varlığı metnin yer yer üçüncü şahıs üzerinden genelleme/karşılaştırma kurduğunu (gruplar, örnekler) ima ediyor.
Sağ tarafa bakarsak da, bu pasta grafiği zamirlerin oransal dağılımını gösteriyor: en büyük pay “o” (%38), yani metinlerin önemli bir kısmı üçüncü şahıs referansları üzerinden akıyor. “Biz” (%23) ve “ben” (%18) birlikte düşünüldüğünde anlatıda hem kolektif bir çerçeve hem de kişisel bir ses güçlü. “Siz” (%12) okura dönük hitabın belirgin olduğunu, “sen” (%5) ve “onlar” (%4) ise tekil samimi muhatap ve “dış grup” kurmanın daha sınırlı kaldığını ima ediyor.
Bu iki görseli yan yana koyunca iki tamamlayıcı şey okunuyor: çubuk grafikte ham frekans açısından “biz”in tepe yapması, metnin söylemsel olarak sık sık kolektif bir “biz” kurduğunu (birlikte yapma/aitlik/ortak konum alma) gösteriyor; pasta grafikte ise oranlar bu tabloyu dengeliyor ve özellikle “o”nun %38 ile en büyük payı alması, anlatının önemli bir bölümünün üçüncü şahıs/üçüncü referans üzerinden aktığını (kişiler, örnek vakalar, genel “o”, ya da metin içi anafor) ima ediyor. Aynı anda “ben” (%18) ve “siz” (%12) hatırı sayılır düzeyde kaldığı için, üslup tek bir perspektife kilitli değil: bir yandan kişisel deneyim/öz-anlatı (“ben”), bir yandan okura yönelen didaktik/rehber ton (“siz”), bir yandan da kapsayıcı/kollektif çerçeve (“biz”). “Sen” (%5) ve “onlar” (%4) görece düşük; bu da samimi tekil muhataptan (“sen”) ziyade daha kamusal/nazik adresleme (“siz”) ve sınırlı ölçüde dış grup kurma (“onlar”) eğilimiyle uyumlu.
Şimdi bu “biz”li çerçeveyi zamir düzeyinden çıkarıp kelime düzeyine indirelim: sırada kelime bulutları ve derlemin temel istatistikleri var—hangi kelimeler gerçekten baskın, hangi eşdizimler birlikte akıyor, ve bu temalar kümelere nasıl dağılıyor?
Ruj, Blazer ve Sözcükler
Veriseti ne olursa olsun, konu ne olursa olsun bir verisetini ölçüp biçmenin ilk adımı tabii ki kendisini oluşturan en atomik parçalara — yani sözcüklere bakmaktır. Sözcüklere bakarken en çok anlamı taşıyan 3 gruba; isim, sıfat ve fiillere bakarız. Türkçe bir sete bakıyorsak da mutlaka sözcüklerin kökleriyle bu işlemi yaparız. Aksi takdirde aşağıdaki şekilde koleksiyon, koleksiyonlar, koleksiyonlara vb. aynı sözcüğün farklı çekim ekleriyle çekimlenmiş hâllerini görürüz; bu hem okunaklılığa olanak bırakmaz hem de anlamsal kütleyi bölmüş ve dağıtmış oluruz. Kökleri yine spaCy paketi lemma_ ile topladım; verisetindeki her makalenin üstünden gittim, kökleri topladım ve toplamı saydım. İşte sonuçlarımız:
Soldan sağa gidersek, önce isimleri görüyoruz; belirgin isimlerde koleksiyon, ilişki ve tasarımcı var. Daha ufak boylarda ise marka, hediye, koku, deneyim, dünya, saç, parça, ürün, sağlık, yemek, moda, hayat, iş ve duygu sözcüklerini görüyorum. Moda dergileri için gayet uygun duruyor: moda, tasarımcılar, koleksiyonlar; benim de severek okuduğum ilişkiler bölümünde kadın-erkek ilişkileri; parfüm, saç, makyaj sayfaları; hediye önerileri; sağlık ve yemek sayfaları; kariyer tanıtım sayfaları…
Ortada ise sıfatlar var; göze çarpan “kadın” var (mükemmel), sonrasında şık, sosyal, kişisel, parlak, altın sözcükleri gözüme çarptı. Sosyal ortamlar için şık kıyafetler, kişisel tarz ve parlak stiller; altın takılarla süslü… Ne dersiniz?
Fiil köklerinde ise tabii ki en başta yaşamak, yaratmak, hazırlamak, kazanmak var; ama yaşamaktan önce “sunmak” var. En göze çarpan fiilin “sunmak” olması açıkçası ilk başta hiç hoşuma gitmedi; malum, yüzyıllardır kadınlar sunan tarafta. Toplumlar yüzyıllar boyunca kadınların bilinçaltlarına küçüklüklerinden beri fedakârlığı, vermeyi, ne olursa olsun kendini bir kenara koyup erkeği desteklemeyi, erkeği kendinden öne koymayı kodladı. Durum böyle olunca “modern” kadın dahi o kadar da modern değil; yüzyılların kodlaması zihinlerden, ruhlardan elbette ki hemen silinmedi. Etrafıma baktığımda ilişkiye çok koyan her zaman kadınlar. Evlilik/ilişki sürsün, bitmesin diye çok çaba koyan, kürek çeken; çoğunlukla çabanın fazlasını koyup çok da karşılık görmeyen, sonuç olarak da bitip tükenen taraf hep kadınlar.
“Sunmak” dediğiniz eylem aslında güzeldir; toplumu, insanları, hayatı güzelleştirir ama doğru şekilde ve miktarlarda yapıldığı zaman. Fazlası tükenmeye yol açar. Ne yazık ki etrafımdaki çoğu kadının tükenme sebebi bu şekilde: ilişkiyi iten taraf olmak, ailede tüm işleri yapan taraf olmak, erkeğin pek sorumluluk almaması… Neyse ki son yıllarda kadınlarda büyük bir uyanış var. Popüler ifade “alma-verme dengesi”nin kadınlarca, yine kadınlar için icat edildiğini düşünüyorum:)
YouTube açtığımda psikoloğu, danışmanı, astrologu, ilişki koçu; kadın olsun erkek olsun, kadınlara fedakâr olmamayı, kendini öne koymayı, kendi için yaşamayı tembihliyor — doğrusunu da yapıyor. Yine de içi karartmayalım; kadınlara sunulan olanaklar var tabii. Toplumların artık sadece erkeklere değil kadınlara da bir şeyler sunulan biçime dönüşmesi var.
Toplum neye dönüşürse dönüşsün en başta yaşamak ve dahi yaratmak var; ne de olsa sıfırdan yaratmak doğada sadece kadınlara sunulmuş bir ayrıcalıktır. Yaşamak da yaşatmak da kadınların işidir: doğayı çiçeklendiren Umay annemiz ve Demeter annemiz, yaratma güçleri kadar yıkma gücüne de sahip kraliçelerimiz Iştar ve Kali her kadının içinde yaşar. Hepimiz eşit derecede yaratma ve aynı zamanda yok etme gücüne sahibiz.
Güç, Cesaret ve Harita
Ruj ve blazer’i bulduğumuza göre artık gücü ve cesareti aramaya geçebiliriz. Veriseti sözcüklerinden hemen anlaşılmasa da, moda dergileri uzunca bir süredir kariyer sayfaları da içeriyor. Benim okuduklarımda başarılı iş kadınlarını tanıtan sayfalar, değişik iş alanlarını ve bu alanların profesyonellerini tanıtan sayfalar mutlaka oluyor. Modanın yanında spor dalı tanıtımları, otel–mekân–restoran tanıtımları, tatil destinasyonları, keşif rehberleri… Hayatın her alanından çeşit çeşit içerik oluyor; çoğu moda dergisi artık sadece kıyafet değil, hayat stili de sunuyor. Benim yaptığım işte metinden konuları bulmak istiyorsanız çeşitli yöntemler vardır: sözcüklere ait vektörleri gruplarız, sonra da grupların merkezlerinden yola çıkıp her grubu özetleyen en iyi sözcükleri buluruz.

Burada her makaleyi 1 nokta olarak görün; her makalenin semantik düzlemde kendi yeri vardır ve benzer konulara sahip makaleler gruplar oluşturur. Her grubun merkezine de 1 numaralı anahtar sözcüğünü yerleştirdim. Aklınıza gelen ilk soru sanırsam bir metnin tek bir vektöre nasıl çevrildiğidir: daha önce sentence vector/embedding kavramlarını gördüyseniz tamı tamına bu konudur; sözcükleri ve sonrasındaki sözcüklerin oluşturduğu metni vektöre dönüştürmek. Bu işlemi yapmak için çok sayıda metin görmüş modelleri kullanırız; bu yazı için ben sentence-transformers paketinden bir model kullandım; bu güzel model metinleri tek vektör olarak kodlar.
Figure’a tekrar bakarsak merkezde modayı görüyoruz; etrafında cilt, makyaj, favori (sanırsam sezon favorileri–alışveriş rehberi) gibi stil sahibi sözcükler var. Tüm konular bunlarla kısıtlı değil tabii: sağlık var, spor var, seyahat var, mekân rehberleri var; ama en önemlisi sol üstte kariyer var. Size söylemiştim, moda dergileri artık kariyersiz olmuyor; konu hayat stiliyse kariyer de bunun büyük bir parçası. Güç ve cesaret bunun neresinde derseniz; topluma da işyerine her adım attığımızda bir nevi var olma savaşı veriyoruz, çoğumuz önyargılarla savaşıyor.
Yine de enseyi karartmayın: en güzel rujunuzu sürün, en güzel blazerinizi çekin ve unutmayın ki hepimiz her şeyi başaracak güçteyiz. Bu yazıda “biz”in nasıl kurulduğuna, kelimelerin nasıl tekrarlandığına ve konuların nasıl kümelendiğine bakarken aslında tek bir şeye daha baktık: birbirimize konuşma biçimlerimize. Dayanışma bazen büyük cümlelerle değil, küçük seçimlerle başlıyor; “biz” derken kimleri içeri aldığımızla, “sen” yerine “siz” demeyi seçişimizle, “sunmak” fiilini nasıl taşıdığımızla. Verinin gösterdiği harita elbette kesin bir hüküm değil; ama bize bir ayna uzatıyor: hem şefkatli hem güçlü bir dilin mümkün olduğunu hatırlatan bir ayna. Dilerim bu metin, kendi cümlelerimize biraz daha dikkatle dönmemize ve daha kapsayıcı, daha nazik, daha dayanışmacı bir “biz” kurmamıza küçük de olsa bir katkı olur. Hepimize güzel bir 8 Mart dilerim; sevgiyle, saygıyla selam ederim.